Ana Sayfa 

Ben Kimim 
İpek ile beş dakika 

Resimlerim 
Çalışmalar, 2012 
Çalışmalar, 2011 
Çalışmalar, 2010 
Çalışmalar, 2009 
Çalışmalar, 2008 
Çalışmalar, 2007 
Çalışmalar, 2006 
Çalışmalar, 2005 
Çalışmalar, 2004 
Çalışmalar, 2003 
Çalışmalar, 2002 
Çalışmalar, 1997-2001 

Fotoğraf Albümü 

Konuk Defteri 

e-posta 
 

24 Aralık 1959. Minik bebek; diğerlerinin aksine ağlayarak değil, gülümseyerek dünyaya merhaba dedi. Adını İpek koydular.
  Her zaman, özgür iradesi ile biraz erken doğduğundan şüphe etmişimdir. Çünkü hala kargalar kahvaltı etmeden uyanır ve bundan mutluluk duyar.

İpek kızımızın doğumu ile birlikte, ailesini hareketli günler beklemektedir.
İpek, kabına sığamıyan; sürekli ağaç tepelerinde dolaşan, alışılagelmiş deyiş ile bir oğlan çocuğu gibiydi.
Kendisini bir türlü ağaç tepelerinden uzak tutamıyordu. Ancak bu sayede daha küçük yaşlarda hayata kuşbakışı bakmayı keşfetti.

O, her zaman doğrucu ve doğal davranan bir çocuk oldu.

Bir gün, okulda öğretmen:
Söyleyin, bakalım babanızdan korkar mısınız?diye sormuş.

Sevgili arkadaşımız cevap vermiş:
Öğretmenim, babamızdan niye korkalım? Biz annemizden korkarız. Hatta babam bile annemizden korkar, demiş.

İpek kızımız; müthiş enerjisi ile doğru orantılı olarak, çok da merhametlidir. Kimseye zarar gelsin istemez.
Karınca incitmez cinstendir.
Bir gün ablası Merih ile evden koşarak çıkarlar pardon fırlarlar. Amaç kapının önündeki çeşmeye ilk ulaşıp su içmektir. Tabii ki fişek İpek ilk ulaşmış ancak ablasının faül yapması nedeni ile güllerin dikenleri arasında bulmuştur kendisini. Olaya Ülkü teyze müdahale etmek istemiş, daha doğrusu Merih'e müdahale etmek istemiştir.
Ne var ki İpek'in bir kareli deftere dönmesine rağmen:

Anne yapma, lütfen yapma,
seslenişlerine duyarsız kalamamıştır ve Merih paçayı sıyırmıştır.

Böylece İpek ileride de düstur edineceği; seni çizeni, sen sev felsefesini keşfetmiştir. O'nun kitabında kin yoktur. Zaman zaman bu davranışı sıradan ölümlülere tuhaf gelir.
E, gelir tabii aaabiii. Kardeşini, aileni anlarız doğal olarak ama, arkadaşın bile olmayan insanlara arada sırada hiç olmazsa kızar gibi yapman gerekmez mi?

Bu denli kıpır kıpır, kabına sığamıyan bir çocuğun; eşyalarına, giysilerine v.s. ye özen göstermesi, tertipli olması zordu.  Ya da O'na zor geliyordu.

E, kolay mı? Şu fani dünyada işin yoksa elbise, etek, oyuncak, ayakkabı tertibi ile uğraş. Yok aabii, çok zor.
İpek o zaman keşfetmişti ki, lüzumsuz uğraşlar ile vakit kaybetmeyeceksin.
Ayakkabın mı eskimiş ya da hasar görmüş? Dooooğru Merih'e gideceksin.
Ailesi İpek kızımıza ayakkabı yetiştirmekte pek zorlanıyormuş. Ablası ile kendisine aynı zamanda alınan ayakkabılara üç ay sonra bakmak isterseniz, sadece ablasnınkileri görebiliyormuşsunuz. İpek tam bir ayakkabı terminatörüymüş.

Yeni ayakkabı ihtiyacı olduğunda, doğru Merih'inkilere bakmaya gidermiş. Onun pabuçları her zaman yeni, bakımlı ve temizmiş. Bir gün Merih'in haberi olmadan, onun kırmızı topuklu ayakkabılarını alıp, giymiş. Çok da hoşuna gitmiş; kırmızı, rugan ve topuklu. Tam istediği gibiymiş, Fakat o da ne? Bahçeye çıkması ile birlikte kırmızı ruganların topuğu elinde eve dönmüş.

İpek o zamanlardan beri bir ayakkabı düşkünü olmuştur. Yıllar sonra benim de gördüğüm bir çift kırmızı ayakkabı, yüzlercesinin yanında yerini alacaktır.

Tutumlu mu? Alooo! Kim söyledi onu? Tutumlu olmak İpek'in karakterine aykırıdır. Onun için para basit ama gerekli bir araçtır. Hep öyle olacaktır.

Ailesi İpek'in bir hekim, hatta bir cerrah olacağını tahmin ediyordu. Belki ümit de etmişlerdir.
Zira bizim kızımız bir gün muhtemelen yine ağaç dalları arasındayken, kolunu boydan boya yırtmış. Evet, doğru okudunuz. Sıradan çocuklar böyle durumlarda, salya sümük ağlayarak eve koşardı. Amaaaa, söz konusu İpek olunca; alır eline iğne, ipliği dikmeye kalkar. Doğal olarak ailesinde cerrah olacağı kanısını uyandırır.

Yok, yok, cerrah olmadı. Bilmiyor musunuz? Genel kanının aksine ilk intibalar hep yanıltıcıdır.
Eğer olsaydı; fakir fukaraya yardım etmek için bedava operasyon yapmaktan beş kuruş para kazanamazdı.

Ne mi oldu? Hocam, sizde çok sabırsızsınız.

Aradan yıllar geçti. İlkokul, ortaokul, lise derken üniversite yılları...

İlk aşkı, sonraki aşkları, tutkuları, büyük hayaller, hayal kırıklıkları v.s. Bunlardan sözetmeyeceğim.
Bu tip şeyler çok özeldir ve ben paparazzi değilim. Eğer İpek paylaşmak isterse size anlatır.

İpek'i tanıdığımda evli, bir çocuk annesi ve yine ipek gibi ifade ile güleryüzlüydü.
Tarihini sorarsanız, sanırım 1988 Ağustos ayı idi.

O'nu tanıdığımda; yine ipek gibi yumuşak, en zor şartlarda bile gülümsenecek bir yan bulan, problem çözücü bir iletişim sihirbazı idi. Tepum Ltd. de Sistem Destek Müdürü olarak yerini almıştı. Tıp fakültesi yerine, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Fakültesine gitmişti. Ve o dönem matematik mezunları gibi bilgisayar sektörünü tercih etmişti. Birlikte çalıştığı tüm arkadaşları tarafından çok seviliyor ve sayılıyordu. Aslına bakarsanız bu çok az yöneticiye nasip olur. İpek de onlardan biriydi. İleride iyi dost olacağımızı biliyordum. Tamamen sezgisel bir şeydi.

Bu arada geçen zaman içinde İpek Kocaaydın ikiz sahibi oldu. Artık beş kişilik bir aile olmuşlardı. İpek, Levent, Emir Can, Batukan ve Ercan. Çocuklar biraraya geldiklerinde isterlerse bir fırtına etkisi yaratabiliyorlardı. Bu fırtınadan zaman zaman bizler de nasibimizi alıyorduk.

Mesela, masamızda çalışırken birdenbire su tabancası ile sulanabiliyorduk. Allah'tan İpek bu konuda çok duyarlıydı da hemen müdahale ederdi.
Gel zaman git zaman anladım ki, tahmin ettim ki ve hattaaaa istedim ki, siz ne derseniz deyin; İpek kısa zaman içinde Satış Müdürü de olacaktı.
Yanlış hatırlamıyorsam bu isteğimi sesli olarak da dile getirmiştim.

Ve, İpek Kocaaydın satış müdürü olarak yine Tepum'da faaliyetlerine devam etti. Bu konumda da sevilip, sayıldı. Değişen pek bir şey olmadı.

Çok iyi ve uyumlu bir satış ekibimiz vardı. İpek yönetici olarak bize asla tutamayacağı sözler vermez, verdiği sözleri de mutlaka tutardı. Ne söyleyecekse doğrudan söyler, imalarla uğraşmazdı.  Mesai bitiminden sonra, odasında yaptığımız kahve sohbetlerini unutmak mümkün değil.  En keyifli ve konforlu müdür odası onundu. Kahve makinesi, buzdolabı,duvarlarda hoş tablolar. E, aslan yattığı yerden belli olur.

İpek yemek yemekten keyif alan ve bu işi gerçekten bilen biridir. Ayrıca eğer şirkette bir şey yemek istiyorsa, bunu asla tek başına yapmaz, mutlaka paylaşırdı.
Paylaştıkları içinde renkli, neşeli sigaraları hala hafızamda yerini korur.
İpek'in bu paylaşımcı tutumu doğal olarak tüm ekibe de yansıyordu. Biz şirkette kendimize sanki ayrı bir dünya yaratmıştık. Öyle diyorum çünkü diğer departmanlar en azından bizim kadar mutlu değildi.

İpek ile ilgili sözcüklerin O'nu anlatmaya yeterli olmayacağını, O'nu anlamak için arkadaş, dost olmak ya da hiç olmazsa yakınında olmak gerektiğini düşünüyorum.

Uzun yıllardır arkadaşı olan Nükhet; İpek'i tanıyanların onun tiryakisi olacağını söylüyor.

Ben Tepum'da yaklaşık onbir, oniki sene çalıştım. Bu arada İpek'in de şüphesiz dahil olduğu bir çok değerli ve halaaa süregelen arkadaşlıklarımız oldu. Bu arkadaşlarımızdan Aydan'ın nikah şahidi idi İpek Kocaaydın. O sıralarda en son işi satış müdürlüğü idi. Satış kanına o denli işlemişti ki, nikah memuru mesleğini sorunca matematik mühendisi yerine, satış müdürü olduğunu söylemişti. İpek Kocaaydın ile aynı ekipte çok büyük bir keyif ile epeyce çalıştık. İpek kendisini çalıştığı şirketin bir parçası gibi görüyordu. Öyle ki; patronların öngördüğü karlılık hedefini tutturamazsak, hep birlikte Elmadağ'da çalışabileceğimizi söylüyordu. -Hedefler bir miktar abuktu da- Yine de söz konusu hedefler başarıyla tutturuldu. Efendim; gel zaman git zaman şirkette çalışma ortamı İpek için tatsız bir hal almaya başladı. İpek de istifa müessesesini çalıştırarak, Tepum macerasına nokta koydu.

O'ndan kısa bir süre önce de ben ayrılmıştım. Ve işte İpek Kocaaydın ile İstanbul turlarımız başlamıştı. Sabah işe gider gibi; ver elini Emirgan Korusu (sana şöyle bir tepeden baktım aziz İstanbul), verelini Yeniköy, Bebek, Hisar. Boğaz bizden sorulur oldu.

İpek'in resim hocası Halil ile tanışmasına vesile olduğum için çok memnunum. İpek son derece ciddiye alıyor bu resim işini. Ve gördüklerini yüreğinin renkleri ile boyayarak bize aktarması, bundan aldığı keyif, bu keyfi açtığı sergiler ile bizle paylaşması çok hoş.

Evet, bu İpek'in ikinci sergisi olacak.  Eminim renklerin dünyasında da başarılarıyla kendisine çok özel bir yer edinecek ve bizler, dostları da yine onun yanında olacağız.


Her koşul ve zamanda dostun,


Aylin Baylan



Önsöz Öykü İpek Kimdir? Sonsöz Eleştiriler

Ana Sayfa |  Ben Kimim |  2001 |  2002 |  2003 |  2004 |  2005 |  2006 |  2007 |  2008 |  2009 |  2010 |  2011 |  2012 |  Fotoğraflar |  Defter |  e-posta

Copyright © 2002 - İpek Kocaaydın.